Modül 1: Enerji Haritası
Bugün 'enerji beden' hakkında konuşmak istiyorum. Süptil enerjilerden, enerji bedenden artık daha sık bahsedildiğini duyuyoruz. Reiki, EFT ve diğer enerji metodları sizin süptil enerjinizi değiştirerek hayatınıza daha olumlu insanları, daha olumlu olayları çekmenizi hedefliyor. Çoğunuz şu ana kadar ya bir 'enerji' çalışmasına katıldınız, ya da bir kitapta, bir dergide kıyısından köşesinden bu çalışmalara dokundunuz, kendi enerjinizi 'tamir' etmek için bir teknik öğrendiniz. Ancak çoğumuz öğrenmekle kalıyoruz...bir türlü bu öğrendiklerimizi uygulamaya dönüştüremiyoruz. Burada amacım bu enerji denen şeyi basitleştirebilmek ve uygulanır hale getirmektir.
Basit bir metafor kullanacak olursak enerjinizi şarkınız olarak düşünün. Nasıl bir şarkı elde tutulamaz, duyulur, hissedilir, sizin enerjinizde böyle işler. Enerjiniz farkında olmadan dünyaya gönderdiğiniz şarkınızdır. Kendi melodisi, titreşimi ve tonu vardır ve çevresinde aynı titreşimi, melodiyi ve tonu içeren başka şarkılarla uyum içinde çalar. Çoğumuz şarkımızın farkında olmadığımız için dünyaya hangi şarkıyla çıktığımızı bilmiyoruz. Şarkımızın farkına vardığımız zaman, onu olduğu gibi tutup çalmaya devam etmek isteyip istemediğimize karar verebiliriz. İstemiyorsak ta değiştirebiliriz. Kendinizi üzgün, depresif hissediyorsanız son zamanlarda...hayatınızda sanki hiçbir şey doğru gitmiyor gibi geliyorsa...tahmin edin bakalım nasıl bir şarkı çalıyorsunuz? Evet! Ağır, yavaş, tutuk bir şarkınız vardır. Sizin şarkınızı cazip bulacak, ona doğru çekilecek kişiler ve olaylar da aynı melodi, aynı titreşim ve aynı tonda yaşamları olan kişiler ve olaylar olacaktır. Dolayısıyla bu aralar kendinizi depresif hissediyorsanız, depresif ortamlar daha sık sizin karşınıza çıkacaktır. Şarkınız ağır çalıyorsa örneğin, ağır yemekler, hamur işi, yağlı, kızarmış 'ağır' yemekler çekecektir canınız. Yediğiniz yemeklerin ağırlığı sizi daha da ağırlaştıracak ve ister istemez bir kısır döngünün içine sizi sokacaktır.
Bazen ise şarkımız iyidir, mutludur, olumlu şeyler getirir bize ama hayat bir sürpriz atar kapımıza, hiç beklemiyorken 'baş etmemiz' gereken bir olay yaşarız ve titreşimimiz değişir...bu işimizi kaybetmek, sevdiğimiz birisinin ölümü, sevgilimizin bizi terk etmesi gibi çok farklı kılıflarda gelen bir kayıptır...O kayıp, enerjimizden emer ve bizi 'düşürür', işte o zaman şarkımızı iyi tanıyor olmamız gerekir...ki...bu ağır şarkının ritmine uyup düşmeyelim...titreşimimizi yükseltip tekrar kendi şarkımıza dönebilelim.
Şarkımız biz doğduğumuzda şekillenmeye başlar. Dünyaya belli bir yaşam enerjisi ile geliriz... bir amacımız vardır... yapmamız gereken, olmamız gereken, yaşamamız gereken birşeyler vardır. Bunu başarmak için de belli miktarda enerji sarf etmemiz gerekiyordur. Yaşamda ilerlerken, büyüdükçe bu enerjinin bir kısmını veririz, birazını alırız, başkalarına verir onlardan alırız...ve bütün bu 'alışverişler' bizim temelde ki enerjimizi değiştirmeye başlar. Bu nasıl bir değişim olur ve bu değişimin bizi yaşam amacımıza ne kadar yakınlaştırdığı ya da uzaklaştırdığı ise sembolik yaşama yolculuğumuzun ilk modülünde oluşturmak istediğimiz farkındalıktır. Bu modülde 'enerji haritalarımız' bize bu farkındalığı verecektir. ...
İnsanoğlu titreşimlerden oluşmaz, ama onların içinde yaşar ve onları harekete geçirir: Balığın suda durması gibi onun etrafını sarar, ve akvaryumun suyu tuttuğu gibi o enerjiyi içinde de barındırır. Farklı ruh halleri, eğilimleri, yaptıkları, başarıları ve başarısızlıkları ve yaşamın tüm şartları belli bir titreşim faaliyetine dayalıdır. Bunlar düşünce veya duygular olabilir.
Sufi Ustası Hazrat Inayat Khan 1983 - Carlisle Bergquist: Doorways in Consciousness…? http://www.vantagequest.org/trees/door1.htm
Bir sabah saat 10 civarında mutfakta bir sandalyede oturuyordum. Yusuf o zaman 6 aylıktı. Ev sessizdi. Bizden başka kimse yoktu. Kucağımda Yusuf bebeklerin çıkardığı seslerden çıkartıyordu. Sırtımı duvara dayamış, onu dinlerken bir yandan da denize bakıyordum. Bir anda bir şey oldu. Belki bir saniyeliğine tüm sınırlar yok oldu. Ben, Yusuf, mutfak, bina, deniz, gökyüzü...bunların hiç biri yoktu. Herşey birbirine aktı ve bu yaşadıklarımı ancak “herşeyin içinde var olduğu sonsuz bir hiçlik” olarak anlatabiliyorum. Bildiğim, adlandırdığım hiç bir şey yoktu ama aynı anda da herşey vardır orada. Bir saniyeliğine tarif edemediğim kadar güzel bir huzur, doyum ve 'tam' olma ama aynı anda 'hiç' olma duygusu yaşadım. Ve birden yok oldu. Bir akordiyonun kapanması gibi, yok oldukları hızda tüm sınırlar geri geldi. Tekrar mutfaktaydım, Yusuf kucağımdaydı, deniz penceremin dışındaydı..güneş üzerine yansıyordu. Ne kadar uğraştıysam o duyguyu bir daha geri getiremedim..o anı bir daha yaratamadım. O an yaşadığım dolup taşma duygusunu bir daha aynı düzeyde yaşamadım ve sanırım yaşamam gerekmiyor. O an bana bir kapı açmak için verildi. O gün o kapıyı göremeyecek kadar heyecanlıydım. Yıllar sonra anlıyorum ki bana o gün Bir şey öğretildi. Aslında öğretilmenin ötesinde bana yaşamın anlamı ile ilgili bir şeyi yaşama, tecrübe edinme izni verildi. Neden bana bu hak tanındı bilmiyorum ama hergün o günü yaşadığım için şükrediyorum.
Anladığım, ya da o olayla algıladığım şey ise biraz daha anlatması, kavraması zor bir şey. Bir çok ruhsal öğreti kitabında yer alıyor, kişisel gelişim kitaplarında yazılı ama tam olarak anlatmak mümkün mü bilmiyorum. Ben o gün anladım ki 'sen' ya da 'ben' ya da 'o' diye bir şey yok aslında. Deniz yok, mutfak yok, sandalye yok, masa yok. Sadece bir hareket, ışık, enerji kütlesi var...belli yerlerde toplanıyor, yakınlaşıyor, uzaklaşıyor, birbirine akıyor, birbirinden ayrılıyor ve bu hareket ile belli titreşim ve bölgede toplananlar 'sen', 'ben' ve 'o' gibi algıları oluşturuyor.
Bunun anlamı nedir? Bu, bizim başkalarından 'ayrı' olmadığımızı bize gösteriyor. Birlikte yaşadığımız, beraber çalıştığımız o insanlardan farklı ya da başka değiliz. İçinde yaşadığımız binalar, etrafımızda bulundurduğumuz eşyalar, yaşadığımız olaylar...hepsi biziz aynı zamanda. Yani o zaman çevremizdeki insanlar iyi olursa, onların enerjisi sağlam olursa, evlerimiz sağlıklı olursa, içinde yaşadığımız toplumlar sağlıklı ve güçlü olursa...biz de sağlıklı, mutlu ve güçlü oluruz. Onlar iyi olmazsa biz de olamayız. Uçaklarda beklenmedik bir hava basıncı olduğunda oksijen maskeleri kullanmamız için bir talimat verirler. Anne babalara böyle bir durumda önce oksijen maskesini kendinize takın, sonra çocuklarınıza yardım edin derler. Çünkü siz iyi olmazsanız onların iyi olmalarına yardım edemezsiniz. Aynı şekilde biz önce kendimizle ilgilenmeliyiz. Kendimizi dengeye getirmeliyiz ki çevremizdekilere yararımız olsun.
Bu temel anlayıştan yola çıkarak bu dünyaya geldiğimiz noktaya dönelim. Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi eğitiminde anladım ki biz bu dünyaya bir amaçla geliyoruz. İster büyük, ister küçük olsun, yaşamlarımızın bir 'amacı' var. 'Yaşamamız' gereken birşeyler, edinmemiz gereken tecrübeler var ve biz 'amacımızı' keşfedip onu gerçekleştirmeliyiz. Bu amacı yerine getirmek için belli bir enerjimiz var. Ancak dünyaya bebek olarak doğduğumuz için bu enerjiyle kendimiz baş edemiyoruz. Onu bize bakmakla yükümlü kişilere 'korumaları' için teslim ediyoruz. Bu kişiler genellikle anne babalarımız oluyor. Onların görevi, biz tekrar bu enerjiyi almaya hazır olana kadar onu bizim için korumaktır. Genelde ergenlik çağına geldiğimizde de bu enerjiyi onlardan geri almak istiyoruz. Ama çoğunlukla anneler ve babalar bu enerjiyi iade etmeye hazır olmuyorlar çünkü kendi eksiklerini tamamlamak için bizim ödünç verdiğimiz enerjiyi tüketiyorlar ve ona ihtiyaç duyuyorlar. Bize ait bu enerjiye sahip çıkıyorlar ve adına 'annenim' veya 'babanım' gibi etiketler koyarak kendilerini 'farklılaştırıyor' ve ilk farklılık ve sınır enerjisini oluşturuyorlar.
Bize bakması gereken bu kişilere teslim edilen enerjimiz en zor geri alınan enerji olduğundan çoğumuz onu geri almak için çok uğraşmamayı tercih ediyoruz. Bunu yaptığımızda da bize ait büyük bir enerji kitlesini onlarda bırakıyoruz. Bu noktada 'yaşam enerjimizin' önemli bir parçasını 'kaybediyoruz'. Yaşamın içinde başkaları ile tanışıyoruz, ilişki kuruyor, ilişki bitiriyoruz, aşık oluyoruz, seviyoruz, aşktan kopuyoruz, red ediliyoruz, rollere giriyor, tecrübeler ediniyor, travmalar, sevinçler yaşıyoruz...her biri de bizden ya enerji alıyor ya da bize enerji veriyor. Başta dediğim gibi genişleyip daralabilen bir enerji olduğumuz için birbirimizin ve olayların içinden akıyoruz ve zamanla içinden aktığımız, aldığımız ve verdiğimiz bu 'enerji' bu 'titreşim' bizi şekillendiriyor. Şimdi bu titreşimi nelerin etkilediğine bakalım...
Evrensel yasalardan biri 'rezonans' yasasıdır. Bu yasa der ki:
Bu kavramı açıklamak için 'şarkı' metaforunu kullanabiliriz. Ben dünyaya bir 'ses' gönderiyorum. Bu ses diyelim ki bir şarkı olsun. Benim sürekli dünyaya gönderdiğim bir 'şarkım' var. Bu şarkının bir 'tonu' var. Çevremde bu sesi çıkartmaya bu 'tonu' yakalamaya müsait bir titreşimi potansiyel olarak içinde barındıran herşey ve herkes benim şarkıma karşılık vermeye başlar.
Depresifsem, şarkım hüzünlü, yavaş bir parça olabilir. Günlük yaşamımın içinde dünyada ve çevremde bu hüzün potansiyelini taşıyan herşeyi çekip çıkartıyor, kendime çekiyorum. Bu potansiyeli barındıran şeyler binalar olabilir, trafik olabilir, objeler, insanlar veya olaylar olabilir. Onlar bana çekildikçe, benim titreşimimle bütünleşiyorlar ve beni onaylarcasına içimdeki bu düşük enerjiyi sağlamlaştırıyorlar. Aksine kendimi mutlu, neşeli ve hafif hissediyorsam da dünyadaki olumlu, neşeli şarkıları çıkartırım. Özünde kendime olumlu insanları çeker, onların umut duyguları, heyecanları ile ben de yükselirim ve biz beraber mutlu bir 'kitle' oluştururuz ve o şekilde çoğalırız.
Bu da bizim belli bir yere kadar yaşamımızı kontrol edebilme yeteneğimiz olduğunu, yaşamı nasıl yaşamak istediğimizin bir şekilde bizim elimizde olduğunu bize gösteriyor. Eğer olmak istediğimiz 'bizi' bugünden yaratabilirsek geleceğin yolunu da açmış olacağız. Bunu yapabilmek için önce bugün nerede durduğumuza bakmamız gerekiyor. Bir haritaya bakmak ve hangi yollardan gideceğimize karar vermek gibi enerjimizin de bir haritasını çıkartmamız ve onu kullanarak doğru yolu yaratmamız gerekiyor.
Enerji haritalarımız kocaman bir kağıdın tam ortasına oturttuğumuz 'ben' kelimesinin etrafına eklediğimiz kümelerden oluşacak. Ortadaki 'ben' kelimesinden yollar ayrılacak...her biri başka bir küme olacak. Bu kümeler bizden enerji çalan, bize enerji veren, iliğimizi emen, coşku yaratan, korkutan, heyecanlandıran herşeyi içermeli. Bu kümeler bittiğinde hangi alanda kendimizi geliştirmemiz gerektiğini, hangi alanları azaltmamız, hangilerini çoğaltmamız gerektiğini görebileceğiz. Bitirdiğimizde enerjimizi ne şekilde dağıttığımızı görebileceğiz. Bu dağılımın bizi 'yaşam amacımızdan' ne kadar uzaklaştırdığını ne kadar ona yakınlaştırdığını fark edebileceğiz. Amacımızın ne olduğunu bu 8 haftalık çalışma içinde keşfedeceğiz. O zaman bu haritadaki enerji tüketenlerin gitmesi gerektiğini daha da derinden fark edebileceğiz. Etrafınıza dağıttığınız sizi amacınızdan ayıran enerjileri birer birer geri çağırıp, merkezinizde güçlenerek amaca odaklı olabileceksiniz.
Şimdi haritamızı çizme vakti geldi:
Boş bir kağıt alın. Mümkünse büyük bir resim kağıdı kullanın ama tüm çalışmalarınızı bir defterde tutmak istiyorsanız defterin bir sayfası da olabilir.
Kağıdın tam ortasına bir daire çizin. İçine adınızı yazacak kadar büyük olsun. İçine adınızı yazın.
Şimdi bu merkez daireden dışarıya doğru birkaç çizgi çekip sonuna daire koyun.
Bu diğer dairelerin içine size enerji veren ve sizden enerji alan şeyleri yazın. Burada örnekleriniz: oğlum, eşim, eski eşim, işim, komuş teyze, kilolar, arabanın tamiri, patronum, ofisteki elif, yolculuk...gibi sözler olabilir.
Haritanızı çıkartırken bazı 'enerjimi tüketenler' olarak algıladığınız şeylerin aslında size 'enerji veren' olduğunu keşfedebilirsiniz...tam aksini de keşfedebilrsiniz. Bunları bir kenara not edin. Tüm daireler bittiğinde eklediğiniz kelimeleri kategorilere ayırmanız gerekiyor. Her kategorininde bir başlığı olmalı. Güçlü, imgelemeyi destekleyen başlıklar bulmanızı öneriyorum. Örneğin Harry Potter'da Ruh Emiciler vardır. Belki sizin kategorilerinizden birinin başlığı bu olabilir. Belki olumlu bir kategoriye 'Güneşim' diyebilirsiniz. Siz karar verin ama zihinde kalıcı olacak birşeyler bulun. Bittiğinde, her kategori için bir renk belirleyin ve kümelemenizdeki bu kelimelerin dairelerini o renge boyayın. Böylece renklerin sizde çağırıştırdıklarını da işlemiş oluruz.
Bu harita ile ilk olarak yapamak istediğimiz sizin farkındalığınızı arttırmaktır. İkinci amacımız ise yarattığınız kümelere bakıp dağılan enerjimizi nereden toplayacağımızı bulmaktır. Bunun için de en kolay olandan başlayarak en zora doğru ilerleyeceğiz.
Renklendirdikten sonra haritanızı inceleyin. Bu resim sizin şu anda yaşamınızı anlatıyor size. Unutmayın ki yaşam sürekli değişen bir yoldur..dolayısıyla haritanız da sabit değildir. Bir ay sonra çizeceğiniz harita bundan farklı olmakla birlikte size ilerleyip ilerlemediğinizi gösterecektir.
Bu aşamada şimdi ikinci bir harita çıkarmanızı isteyeceğim. Bu haritada ise olmasını istediğiniz dağılımı çizmenizi istiyorum. Demin yaptığınız harita gibi yeni bir harita çıkartın ama o harita bundan bir yıl sonraki sizi yansıtsın. Böylece hedefimizide net olarak önümüze koymuş oluruz. Her iki harita da önünüzde olduğunda varmak istediğiniz noktaya gelmek için nelerin değişmesi gerektiği kendini size gösterecektir.
Yapmanız gereken değişimlerin bazıları hiçte kolay olmayacaktır. O yüzden kategorileri oluşturduktan sonra her kategoriyi kendi içinde zorluk derecesine göre sıralayın. Biz en kolay olanları değiştirmekle başlayacağız.
Bu şekilde başlıyoruz çünkü resminize de baktığınızda göreceğiniz gibi enerjiniz çok dağıldığından merkeziniz zayıf kalmıştır. Onu güçlendirmeden en zor olanlara bakamayız, onları çıkartamayız haritadan. Önce ufaklarla başlayıp merkezi güçlendireceğiz ki zor olanla baş etmeye geldiğimizde hem fiziksel hem de duygusal olarak daha güçlü olalım, aşmak kolay olsun.
Bu modülde neler yaptık:
ŞİMDİ BURADASINIZ işareti ile hayatınızın çerçevesini yansıtan bir enerji haritası çıkardınız
Bu haritadaki maddeleri atılacaklar, kaçınacaklar, daha çok yapılacaklar şeklinde kateorilere ayırdınız.
Varmak istediğiniz noktayı size gösteren bir ikinci harita çıkardınız.
En kolaydan en zora doğru bu maddelere öncelik sırası belirlediniz.
Bittiğinde fark ettiklerinizi, sorularınızı düşüncelerinizi bana yazıp gönderin. Bu farkındalık aşamasından sonra eleme sürecine girmeden ve enerjimizi geri toplamaya başlamadan önce kendimizi şarja takmayı ve dışarıdan olumlu bir enerji ile ivme kazanmayı öğreneceğiz. Bir sonraki modülde kümelerimizle uğraşıp enerjimizi geri toplamak için çok güçlü ama çok da ucuz bir enerji kaynağı olan doğayı güçlenmek için nasıl kullanacağınızı size anlatacağım.
“Bir obje belli bir frekansta titreşirse, çevresinde aynı titreşimi potansiyel olarak bile içinde barındıran herşey bu frekansta titreşmeye başlar. Bu yasa en küçükten en büyüğüne evrendeki herşey için geçerlidir.
Birkaç yıl önce Amerika'da bir fırtına sırasında çok büyük bir köprü çöktü – nedeni, rüzgarla köprünün titreşimlerinin birbiriyle aynı olmasıydı. Rüzgar daha güçlü olsaydı, hiç birşey olmayacaktı.
İnsanlarda bunun anlamı şudur: Bir kişi bizim içimizde potansiyel olarak var olan bir titreşime uygun bir problem, bir algı bir duygu bir düşünce barındırıyorsa biz o insanla rezonansta oluruz. Kendimizi iyi tanımak diğer kişiyi de anlamamıza yardımcı olur bu durumda. “source: http://www.starbridge.com.au/en/elearning/counselling-course-module-1/lesson-5-law-resonance.htm